Stay Signed In
Do you want to access your site more quickly on this computer? Check this box, and your username and password will be remembered for two weeks. Click logout to turn this off.
Stay Safe
Do not check this box if you are using a public computer. You don't want anyone seeing your personal info or messing with your site.
Bu bölümde site ziyaretçileri, hukuksal problemlerini , hukuk ile ilgili merak ettikleri konuları yazabilecekler ve bu hususlarda mümkün olduğu ölçüde bilgilendirileceklerdir. Ziyaretçiler sorularını kayıt olmaksızın, aşağıda bulunan "Sorunu Yaz" bölümüne yada umithukuk@hotmail.com adresine mail aracılığıyla gönderebileceklerdir. Mail yoluyla gönderilen sorular, "Soru sahibinin ismi saklı kalmak koşuluyla", diğer ziyaretçilerin faydalanması amacıyla, cevaplar bölümünde yayınlanacaktır.
Hava Durumu
Hukuk Haberleri
Hukuki Soru ve Cevaplar
1. Sayın Ekin Bey,
Serbest meslek makbuzu, serbest meslek erbabı tarafından sunulan mal ve hizmete karşılık olarak karşı taraftan alınan para meblağını gösterir nitelikteki makbuz türüdür. Serbest meslek makbuzu resmi olarak fatura yerine geçmektedir. Bir başka ifade ile tacirler fatura; serbest meslek sahipleri ise serbest meslek makbuzu düzenlemektedirler. Serbest meslek makbuzu düzenlemek serbest meslek sahipleri için Vergi Usul Hukuku’ndan kaynaklanan bir ödev niteliğindedir. Uygulamada serbest meslek makbuzu konusunda yaşanan en güncel tartışmalardan biri ise, serbest meslek makbuzunun bazı meslek dalları için belirlenen asgari ücret tutarından düşük şekilde düzenlenip düzenlenemeyeceği hususudur. Bu sorunun cevabı ise, karşı tarafla yapılan anlaşma asgari ücret tutarının altında olsa dahi serbest meslek erbabının asgari ücret tutarının altında serbest meslek makbuzu düzenleyemeyeceği hususudur.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
2. Sayın Hasan Bey,
Öncelikle, babanız hayatta olduğu için kendisine ait olan gayrimenkul üzerindeki tüm tasarruf yetkisi kendisine aittir. Bir diğer değişle, müteahhit ve babanız arasında yapılmış olan bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi mevcuttur. Siz şahsi olarak bu sözleşmenin tarafı bulunmamaktasınız. Bu sebeple, sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle yapılacak tüm hukuki başvururlar babanız tarafından yapılmalıdır.
Sözleşmede taraflar vermiş bulundukları taahhütlerle bağlı bulunmaktadırlar. Müteahhit vermeyi taahhüt ettiği daireleri vermekle yükümlüdür. Bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde sözleşmenin tarafı olan babanızın cebri icra yoluyla yani devletin icra erki kanalıyla hakkını talep etme yetkisi bulunmaktadır.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
3. Sayın Mevlüt Bey,
Üye olduğunuz sitenin belirtmek istediği husus, site aracılığıyla gerçekleştireceğiniz bağlantılar, kuracağınız hukuki münasebetler ve yapacağınız alışverişten doğan tüm hukuki sorumluluğun ve vergi sorumluluğunun şahsınıza ait olduğu hususudur. Site kendi işlevini alıcı ve satıcıyı buluşturmak olarak belirlemiştir. Bu durumun şahsınıza ileride herhangibir sorun oluşturup oluşturmayacağı hususunun değerlendirilmesini ise sizin takdirinize bırakıyorum.
Üyeliğin sonlandırılması ile ilgili olarak ilgili sitenin admini ile irtibata geçmenizi öneririm.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
4. Sayın Aydınlık Hanım,
Eşiniz ile boşanmanızdan sonra çocuk ile şahsi münasebet konusunda mutabakat sağlamış ve her iki taraf açısından (gerek eski eşiniz gerekse sizin açınızdan) uygun olan dönemlerde çocukla sizin şahsi münasebet kurmanız sağlanmıştır. Mahkemenin vermiş olduğu kararda yer alan görüşme tarihleri, taraflar arasında anlaşma bulunmadığı zaman icra dairesi kanalıyla uygulamaya konulabilmekte olsa dahi asıl olan taraflar arasındaki uzlaşıdır. Bilindiği üzere, çocuğunuzun icra memuru ve kolluk güçleri ile babasının evinden alınması bir çok açıdan tüm taraflara tesir edecek nitelikte zarara sebep olacaktır. Bu güne değin şahsi münasebet konusunda eski eşiniz ile sürdürmekte olduğunuz görüşme programı her iki tarafın da lehine olduğu için, eski eşinizle uzlaşı durumunuzu bozmayacak şekilde, konuşarak ortak bir noktada tekrardan uzlaşı sağlamanızı tavsiye ederim. Böylelikle ortak çocuğun psikolojik gelişimi de olumsuz olarak herhangi bir etkiye maruz kalmamış olacaktır.
Ek olarak:
*Mahkeme kararında belirtilen tarihlerin, tarafların arasında uyuşmazlık çıkması halinde, icra kanalıyla yerine getirilmesi mümkündür. Dolayısıyla mahkeme kararında temmuz ayında çocuğunuzun sizinle kalması kararı yer aldığı için bu ay süresince çocuğunuz sizde kalacaktır. Eski eşiniz çocuğu temmuz ayı süresince icrai kanalla alma hakkına sahip değildir.
*Buna rağmen aranızda karşılıklı anlaşma sonucu görüşme tarihlerini değiştirerek uygulamanız, hukuka uygun, medeni ve mantıklı bir tutumdur. Bu davranışınız aynı zamanda ortak çocuğunuzun psikolojisini de olumlu bir biçimde etkilemektedir.
*Siz ya da eski eşiniz kişisel ilişki kurma konusunda icra erkini kullanırsa çocuğunuzun psikolojisi olumsuz olarak etkilenebilecektir.
*Velayet davası açma konusunda herhangibir sürenin geçmesi gerekmemekle beraber, açacağınız davayı kazanabilmeniz için, velinin sosyo-ekonomik durumunda çocuğun gelişimini olumsuz etkileyecek bir durumun meydana çıkması gerekmektedir. Aksi halde mahkeme velayeti değiştirmeyecektir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
5. Sayın Tuba Hanım,
Diş hekimleri de diğer bir çok meslek erbabı gibi, meslek icralarını belirli bazı etik kurallar doğrultusunda gerçekleştirmek zorundadırlar. Beyanlarınızdan anlaşıldığı kadarıyla doktorunuzun size yönelik davranışları ve beklentiniz olan hizmeti kendisinden alamadığınızdan dolayı, tedavinizi başka bir doktor ile sürdürmek istemektesiniz. Sorularınıza sırasıyla cevap vermek gerekirse:
a) Doktorunuzun tabelasından türkçe kelimeden başka bir kelime kullanmaması gerekmektedir. Bunun dışında şayet iddia ettiğiniz gibi uzmanlık sahibi olmadığı halde bir uzmanlık ibaresi varsa bu durum da yasaya aykırılık teşkil etmektedir.
b)Doktorunuzun uyguladığı tedavi sebebiyle uğrayacağınız zararalardan ötürü, aleyhinde tazminat davası açma hakkınız mevcut bulunmaktadır.
c)Doktorunuzun şahsınıza yönelik etik olmayan ve hukuka aykırılık teşkil eden her türlü eyleminden ötürü, doktorun bağlı bulunduğu diş hekimleri odasına şikayette bulunabilirsiniz. Bu sayede kendisi hakkında disiplin soruşturması başlatılacaktır. Yine diğer kişiler gibi, doktorun da gerçekleştirmiş olduğu, suç niteliği taşıyan her türlü eyleminden ötürü cumhuriyet savcılıklarına başvuruda bulunmanız mümkündür.
d)Doktorunuz aslında olmayan bir borcunuzdan ötürü her hangibir icra takibi başlatırsa, itiraz süresi içersinde bu takibe karşı koymanız ve alacağın %40'ından az olmamak üzere kötüniyet tazminatı almanız mümkündür.
Geçmiş olsun dileklerimi sunar, cevapların faydalı olmasını dilerim. Av. Ümit Güveyi
6. Sayın Paprika,
Abinizin eşi ile anlaşmalı olarak boşanması, evlilik birliğinin 1 yıldan az sürmesinden ötürü mümkün değildir. Bu sebeple boşanma davası ile çekişmeli olarak yargılama neticesinde boşanma sağlanabilecektir. Açılacak davada abinizin eşinin saldırgan davranışları vurgulanarak şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma davası açılmalıdır. Eşin saldırısı eylemi kafede gerçekleştiği için kafede çalışan lar tanık olarak gösterilebilir. Aynı zamanda eski evliliği sonlandıran boşanma davası dosyasının da incelenmesinde ve kullanılacak delil niteliğinde belgelerin varlığı da araştırılmalıdır. Nafaka konusunda ise tarafların ekonomik durumları dikkate alınacaktır. Yine de size, zarara uğramamanız açısından, davayı bir avukat yardımı ile açmanızı tavsiye ederim.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
7. Sayın Yaşar Bey,
Bankaların kredi kartı aidatları kişinin rızası dışında ise dayanaktan yoksun ve haksız niteliktedir. Ancak banka ve müşteri arasında yapılan sözleşmede kullanım ücreti var ise müşterinin kabulü ile bankanın talep ettiği kullanım ücreti haklılık kazanmaktadır. Tabi ki şayet haksız bir talep var ise, alacakların tabi olduğu genel 1 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri uygulanmaktadır.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
8. Sayın Hazan Hanım,
İş Mahkemesi'ne dava açarak sigorta alacağınızı ve şayet almadıysanız bildirim yani ihbar tazminatınızı talep edebilirsiniz. Açacağınız davada, fiili çalışma sürenizi dinleteceğiniz tanıklar ya da o işyerinde çalışma yaptığınızı gösterir diğer belgelerle ıspat etmeniz gerekecektir. Şayet avukatlık ücretini karşılayamayacak durumdaysanız. Kendiniz de şahsen dava açabilirsiniz ancak yine de sağlıklı sonuç alabilmeniz amacıyla, bir hukukçu ile paralel hareket etmenizi de tavsiye ederim.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
9. Sayın Maryshelley'shatice,
Kat mülkiyeti hukukuna göre her malik diğer malikleri rahatsız etmeyecek şekilde, belirli bir desibelin üzerinde gürültü yapmamak zorundadır. Komşunuzun sınırı aşan gürültü yapması eylemini, polise bildirebilirsiniz. Ayrıca kat mülkiyetine bağlı olarak, sulh hukuk mahkemesinde dava açabilir ve hakimin müdahalesini talep edebilirsiniz. Komşunuzun evinize gelerek sözel bir biçimde sizi tahrik etmesi eylemi ise, şayet kullanılan kelimler ve kurulan cümleler tehdit suçunu oluşturabilecek ölçüde ise, savcılığa şikayet edilebilir nitelik taşımaktadır. Ancak size tavsiyem, şayet mümkün ise, komşunuzla aranızdaki problemi, yapılacak ilk kat malikleri toplantısında gündeme alarak, sosyal baskı ile birlikte, karşılıklı konuşarak aranızda çözmeye çalışmanız olacaktır. Bu şekilde zaman ve usul ekonomisi doğrultusunda daha verimli bir sonuç alınabilecektir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
10. Sayın Fatma Hanım,
Hakkınızda (ilamsız) geel haciz yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Bu yolla icra takibi başlatabilmeniz için, borcu gösterir her hangi bir belgenin olması gerekmez.Borcunuzun olmadığını iddia ediyorsanız, ödeme emrinin size tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde borca ititraz etmelisiniz. Bu şekilde ititraz ile birlikte takip duracaktır.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
11. Sayın Esra Hanım,
Sözleşmeniz bir yıl daha yürürlük kazanmış durumdadır. Bunun yanına, belirttiğiniz üzere, kira sözleşmenizde tahliyenin iki ay öncesinden bildirilmesi şartı mevcut ise, kiracının temmuz ayında tahliye yapmak istemesi halinde size bu durumu mayıs ayında bildirmesi gerekmektedir. Bu şekilde tahliyeden iki ay önce bildirim yapılmış ve tahliye sözleşmenize uygun bir şekilde gerçekleştirilmiş olacaktır. Yine sorunuzdan anlaşıldığı üzere kiracınız size tahliyeyi mayıs ayı içerisinde bildirmiş durumdadır. Bu sebeple mayıs ayında bildirme koşulunu gerçekleştiren kiracınızın temmuz ayında mecuru tahliyesi sözleşmeye uygun görünmektedir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
12. Sayın Esra Karlı Hanım,
Elinizde adi bir senet vardır. Elinizdeki senede dayalı olarak, genel haciz yolu ile icra takibi başlatabilirsiniz. Takibe borçlu ödeme emrini tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde itiraz ederse takibiniz duracaktır. Bunun üzerine takibin devamı amacıyla, itirazın iptali davası açma hakkınız nevcut bulunmaktadır. İtirazın iptali davasında şayet borçlu kötüniyetle itiraz etmişse asıl alacağın %40'ından az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemek durumunda kalacaktır.
Umarım cevabım faydalı olmuştur.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
13. Sayın Esrurli,
Öncelikle tapu kayıtlarını inceleyerek sayın yöneticinin iddiasını araştırmanızı, ardından da kat malikleri toplantısında mevcut problemi gündeme taşımazını öneririm. En sağlıklı çözüm yolu kat malikleri toplantısında alınacak kat malikleri kararı ile gerçekleştirilebilecektir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
14. Sayın Bekir Bey,
Borç şahsidir. Müstakbel eşiniz aleyhinize başlatılmış olan icra takiplerine dosya kefili olmadıktan sonra kendisinin borçlardan dolayı her hangi bir sorumluluğu doğmayacaktır. Alacaklılar eşinizin mal varlığına gidemeyeceklerdir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
15. Sayın Kevser Hanım,
Eski eşiniz yasal olarak sie borçlu durumdadır. Gerek nafaka alacağınızı gerek tazminat bedelinizi ilamlı icra takibi başlatarak, icra müdürlüğü kanalıyla talep edebilirsiniz. Başlatılacak icra takibi ilama dayalı olduğu için her hangi bir yetki kuralına bağlı olmaksızın, takibi dilediğiniz yer icra müdürlüğünden başlatabilirsiniz.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
16. Sayın Melike Hanım,
Açmış olduğunuz dava sigortasız günlerinizin tespitine yönelik bir dava ise, taleple bağlılık prensibi gereği, hakim sadece bu durumun tespitine yönelik bir inceleme gerçekleştirecektir. İş verenin çalıştırdığı işçiyi sigorta kaydı altına alma yükümlülüğü mevcuttur. Sigortasız iken babanızın sağlık karnesini kullanmanız, işverenin sigorta yükümüne ve sizin sigortasız olduğunuz olgusuna her hangi bir etki edemeyeceğinden dolayı, bu durum davanıza tsir etmeyecektir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
17. Sayın Kenan Bey,
Ablanızın evlenmesi durumunda, eşinin çocukları ablanızın şahsi mal varlığında hak sahibi olamazlar, sadece ablanız ile evleneceği şahıs arasında bir miras ilişkisi doğacaktır.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
18. Sayın Umut Bey,
Bulunduğunuz taahhüt askeri okullarda da uygulanmakta olan bir taahhüt çeşididir. Bu ve bunun gibi taahhütler geçerlidir. Ancak taahhüdünüz temel haklarınızı ağır biçimde elinizden alır nitelik taşısaydı hükümsüz sayılırdı. Sizin taahhüdünüz geçerli bir taahhüttür ve ihlali halinde kararlaştırılan bedeli ödemek yükümlülüğünüz doğacaktır.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
19. Sayın Zerrin Hanım,
Öncelikle iş yoğunluğum sebebiyle gecikmeli olan cevabımdan dolayı özürlerimi iletirim. Hakkınızda başlatılmış olan bir icra takibi var ise, takibe konu borcunuza karşılık emekli maaşınızın haczi mümkün değildir(Bazı istisnai haller olsa da, (nafaka alacağı gibi) sizin borcunuz bu istisnalar arasında yer almamaktadır.). Şayet böyle bir işlem yapılmışsa, ilgili İcra Mahkemesi'ne, icra dairesinin yasaya aykırı eyleminine yönelik şikayette bulunmanız gerekir. Şikayet sonucunda icra mahkemesi, icra dairesinin hatalı işlemini iptal edecektir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
20. Sayın Hasan Bey,
Kat mülkiyeti yasasına göre, kat maliklerinin yöneticilik, denetçilik yada saymanlık yapması konularında hangi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Yöneticiler bilindiği üzere, kat malikleri genel kurulu toplatısında rızası ile aday olan kişiler arasından oylama yapılarak seçilir. Bununla birlikte kat malikleri genel kurulunun dahi, bir kat malikine isteği dışında yöneticilik görevini yükleme gibi bir yetkisi bulunmamaktadır. Olayınızda yöneticilik yapıp yapmama konusunda özgürce karar vermem hakkınız bulunmaktadır. Dışarıdan bir yönetici atanmış olsa dahi, yönetici giderini sadece siz değil tüm kat malikleri payları oranında karşılamakla yükümlüdür. Dolayısıyla yöneticilik yapmama hakkınızı özgürce kullanabilirisiniz.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
21. Sayın Gülseren Hanım,
Öncelikle, iş yoğunluğum sebebiyle vermiş bulunduğum gecikmeli cevabımdan ötürü özürlerimi iletmek isterim.
Olayınızda yapmış bulunduğunuz ödeme, üçüncü bir şahsın sözüne güvenilerek tarafınızca gerçekleştirilmiştir. Ardından sözü geçen şahıs sözünde durmayarak size ödemede bulunmamıştır. Böyle bir durumda, elinizde yazılı her hangibir belge bulunmadığından ve üçüncü şahsın şahsi malvarlığına aktif bir kazanımda bulunmayıp, şahsınızın sahibi bulunduğu devre mülk konusunda bir ödeme yapmış olduğunuz için hukuken hakkınıza kavuşabilmeniz kanaatimce güç görünmektedir.
İleriki zamanlarda da aynı şekilde mağduriyet yaşamamanız için, üçüncü şahıslarla aranızdaki sözleşmelerinizi yazılı şekilde yapmanızı tavsiye ederim.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
22. Sayın Ayfer Zeynep Hanım,
TÜRK MEDENİ KANUNU'NUN 506. maddesine göre;" Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:
1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,
2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
3. (Mülga bend: 04/05/2007-5650 S.K./2.mad),
4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının tamamı, diğer hallerde yasal miras payının dörtte üçü." Kanunda yer alan bu hükme göre, kardeşleriniz saklı pay sahibi mirasçılardan sayılır ve yasal miras payının yarısı oranında saklı paya sahip bulunmaktadırlar.
Saklı paylı mirasçıların saklı payına tecavüz edildiğinde, bu kimselerin tenkis davası açarak saklı paylarını elde etmeleri mümkündür.Olayınızda anneniz(muris) kardeşlerinizin saklı payına tecavüz eder nitelikte tasarrufta bulunmuş olduğundan kadeşleriniz, terekenin yasal miras paylarının yarısına tekabül eden oranına açmış bulundukları tenkis davası ile kavuşacaklardır.
Annenize sağlığında bakmış olmanız zaten sizin karşılıksız olarak yerine geirmeniz gereken, kanuni ve ahlaki yükümlülüğünüz olduğundan, bu husus tenkis davasının seyirini kanaatimce değiştirmeyecektir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
23. Sayın Elçin Hanım,
Doktorların, hastalarını tedavi konusunda aydınlatma yükümlülükleri bulunmaktadır. Doktorunuz anladığım kadarıyla, sizi tedavi konusunda aydınlatmaksızın, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak zarara uğratmıştır. Doğan bu zararınızı tazminat davası açarak talep etme hakkına sahipsiniz. Kaldı ki, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi de yakın tarihli, güncel bir kararında, hastasını aydınlatmayan bir doktora verilen 125 bin YTL'lik tazminat kararını onaylamıştır. Yüksek mahkemenin bu kararı da sizin açacağınız tazminat davasına açık emsal olabilecek niteliktedir.20/11/2008
Saygılarımla Av. Ümit GÜVEYİ
24. Sayın Seda Hanım,
Sorunuzda belirttiğiniz ve iddia ettiğiniz, ölüme bağlı tasarruf anında dedenizin akli melekelerinin tam olmadığı hususu, herhangi bir tıbbi rapora dayanmadığı müddetçe ilgili tasarrufun iptalini sağlaması son derece güçtür ve fakat; şayet elinizde dedenizin tasarruf anındaki akli durumunun normal olmadığını gösterir bir rapor ya da belge mevcut ise iptal davası açmanız mümkündür.(Türk Medeni Kanunu md.557)
Bununla birlikte babanız saklı paylı mirasçıdır ve babanızın saklı payına(yasal miras payının yarısına) dedeniz tarafından tecavüz edilmiştir. Babanız bu durumu öğrendiğinden itibaren bir yıl içinde tenkis davası açarak, yasal miras payının yarısına tekabül eden miras alacağına kavuşabilir. (TMK md.560 vd) 20/11/2008
Saygılarımla Av. Ümit GÜVEYİ
25. Sayın İbrahim Bey,
Öncelikle, iş yoğunluğumdan kaynaklanan gecikmeli cevabımdan dolayı özür diliyorum.
Olayınıza tam ve doğru bir biçimde yorum getirebilmek için öncelikle sözü geçen kira akdini incelemek gereklidir.Zaten uyuşmazlık ta ilgili kira sözleşmesinin, düzgün ve ayrıntılı bir biçimde, bir uzman(hukukçu/avukat) tarafından hazırlanmamasından kaynaklanmaktadır. Malesef toplumumuz henüz önleyici hukuki danışmanlık hizmeti almaya alışamamış durumdadır.Şayet ayrıntılı ve olaya özel düzenlenmiş olan(örneğin,kiralananın teslim anındaki durumunu fotoğraflarla tespit ederek sözleşmeye ekleyerek, vs ayrıntılı durumlar) bir kira sözleşmesi ile hukuki ilişkiniz kurulmuş olsaydı şimdi hiçbir sorun yaşanmıyor olurdu.
Şuan da olayınızda yapmanız gereken husus ilgili ihtarnameye cevap vermektir. Şayet depozito olarak herhangi bir para aldıysanız, dükkanınızın eski hale getirme masrafını bu depozitodan karşılayıp bunu da ihtarnamede belirterek depozito iadesinde bulunmanız gerekmektedir.
Ancak, vermiş olduğum bilgiler, sözleşmeniz ve ayrıntılı bilgi olmaksızın soyut kalacaktır.Bu aşamada, bir hukuk bürosundan yardım almanız en sağlıklı çözüm olacaktır. Çünkü ihtarname cevabı kapsamlı bilgi gerektirir ve ihtarnamelerden sonra sizi dava aşamasının karşılaması muhtemeldir.13/11/2008
Saygılarımla Av. Ümit Güveyi
26. Sayın Yaşar Bey,
Banka ile yapmış olduğunuz, kasa kiralama sözleşmesinde, teminatın iadesi halinde faiz talep etmeyeceğiniz yönünde bir hükmü de kabul etmiş olabilirsiniz. Bu durumda faiz talep edemezsiniz. Bu yüzden ilgili sözleşmeyi okumanızı ve dava açmadan önce dilekçe ile bankaya başvuruda bulunmanızı tavsiye ederim. (Dava açmanız halinde hakim de ilk olarak sözleşmeyi isteyecektir.)
Saygılarımla, Av.Ümit Güveyi
27. Sayın ilkhor@hotmail.com
*Sorunuzdan anladığım kadarıyla miras paylaşımından ZARAR GÖRMEKTESİNİZ.
*Size tavsiyem yetkili sulh hukuk mahkemesinde İZALE-İ ŞUYU ( ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ)DAVASI açmanızdır.
*Adı geçen dava ortaklığın giderilmesi davasıdır..Bu dava sayesinde miras ortaklığı, yasaya uygun olarak mirasçılar arasında, hakim tarafından paylaştırılacaktır.
*Bu şekilde paylaşımdan zarar görmeyeceksinizdir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
28. Sayın Rabia Hanım,
*Evliliğinizde yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmaktadır.Bu mal rejimine göre, eşler evlilik birliği süresince edinilen mallar üzerinde birlikte maliktirler. Yani ortaklık söz konusudur.
*Almış olduğunuz ev de, boşanma olması durumunda bu şekilde, eşiniz ve sizin aranızda paylaştırılacaktır.
*Eşinizin vefat etmesi durumunda ise olay miras hukukunu ilgilendirmektedir. Kanaatimce, malik olarak siz göründüğünüz için eşinizin terekesinde almış olduğunuz ev yer almayacak ve eşinizin çocukları bu evden pay alamayacaklardır.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
29. Sayın Yaşar Bey,
* Hukukukta "usul ekonomisi" kavramı vardır. Yani muhakemede başvurulacak hukuki işlemler, mümkün olan en kısa sürede, en az maliyetle ve en iyi şekilde gerçekleştirilecek biçimde yapılmalıdır.
*Olayınızda aktardığınız kadarıyla, hakimin 2. bilirkişi incelemesinde İstanbul'dan bir bilirkişi görevlendirmesi "usul ekonomisi"ne aykırılık taşımaktadır. Çünkü sizin de belirtmiş olduğunuz üzere muhakemenin görüldüğü ilde de konunun uzmanı bilirkişiler mevcuttur.
*Bu sebeple, dilerseniz gelecek celsede şifahen, dilerseniz celse arasında yazacağınız bir dilekçe ile usul ekonomisine aykırı ve sizin maddi imkanlarınızı zorlar nitelikteki ara kararının değiştirilmesini mahkemeden talep edebilirsiniz.
Saygılarımla, Av.Ümit Güveyi
30. Sayın Osman Bey,
Sorunuzu biraz daha somutlaştırırsanız sevinirim. Tam olarak ifade ederseniz, sorunuzu en kısa sürede cevaplamaya çalışacağım.
Saygılarımla, Av.Ümit Güveyi
31. Sayın Bülent Bey,
*TTK m. 397/2 uyarınca ciranta, poliçenin tekrar ciro edilmesini yasak edebilir; bu halde, senet sonradan kendilerine ciro edilmiş olan kimselere karşı mesul olmaz.
*Olayınızda ciranta sıfatına sahipsiniz. Bu sebeple ciro yasağı koyma hakkınız bulunmaktadır.
*Şayet bahsettiğiniz belge, iddia ettiğiniz gibi açık ifadeler taşıyorsa ciro yasağı vardır.
*Bu durumda yasağa rağmen senet yeniden ciro edilirse, yasağı koyan ciranta( olayda siz), senet sonradan kendilerine ciro edilmiş olan kişilere karşı sorumlu olmaz.
Umarım yardımcı olabilmişimdir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
32. Sayın Bülent Bey,
*Öncelikle çekte vade olmaz. *Çek görüldüğünde ödenir.* Uygulamada “vadeli çek” denilen ve daha ileri bir keşide (düzenleme) tarihi atılan çekler de, yine görüldüğünde ödenir.
*Olayınızda ciranta sıfatıyla müracaat borçlususunuz.
*Keşideci ve cafe sahibinin imzaladıkları sözleşme çok kapalı anlamlar taşımakta: örneğin hangi çekten bahsedildiği bile belli değil. Aynı şekilde çekten zarar görmeyecek denilmesi de çok esnek bir anlam taşımaktadır.
*Kanaatimce tatsız bir olay yaşamanız muhtemeldir. Şu aşamada her hangi bir şey yapmanıza kanımca lüzum yok. Şayet çek icra takibine koyulursa o zaman borçlu olmadığınızı iddia edeceğiniz menfi tespit davası açabilirsiniz.
Şimdilik söyleyebileceklerim bunlardır. Umarım faydalı olur.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
33. Sayın İrfan Özdemir,
Herşeyden önce şunu belirtmeliyimki aşağıda yayınlamış olduğum cevap 13/4/2008 tarihli mail kutumun "sent(gönderilen) mailler" kısmından kopyalayarak edinilmiş bilgileri içermektedir.Başka bir ifadeyle sizin sorunuza 13/4/2008 tarihinde cevap vermiş olup sizin mail adresinize bizzat göndermiştim. Ya sizin gözünüzden kaçtı yada sistemsel bir hatadan kaynaklı olarak tarafınıza ulaşmadı. Ancak sebep her ne olursa olsun, sizin de vurgulamış olduğunuz gibi etiksel anlamda bozulmuş olan şu devirde hiç bir karşılık gözetmeksizin, sadece ülkemin sevgili insanlarına az da olsa yardımcı olabilmek amacıyla, bence son derece değerli olan bir hizmet sunmaktayım. Gecikmeler yaşanabilir, hatalar olabilir, vs..Ancak bunların hiç biri bana karşı kullanmış bulunduğunuz uslubu haklı kılmaz. Sevgili İrfan Bey uslup benim çok önem verdiğim bir husustur ve insan hayatta karşılaştığı bir çok problemin üstesinden de, doğru uslupla kendini ifade ederek gelebilmektedir. Size tavsiyem yaşamınızda olayları tam anlamıyla araştırmadan ve doğru bilgi edinmeden fazlaca konuşmamanız yönünde olacaktır. Bu kısa düzeltme ve bireysel cevap hakkımın ifadesinin ardından, 13/4/2008 tarihli size göndermiş olduğum maili kopyalayarak sitede yayımlıyorum...
Sayın İrfan Özdemir,
Öncelikle sorunuzu şahsi birtakım sebeplerden ötürü geç cevaplandırmakta olduğum için özürlerimi kabul etmenizi rica ederim.
Sorunuza gelecek olursak, olayımızda iki farklı miras paylaşımı bulunmaktadır. 1/1/2008 de vefat eden büyük babanızın miras paylaşımı şöyle olacaktır: Sağ kalan eş olarak üvey büyük anneniz terekenin(murisin mal varlığının) ¼ ini almaya hak kazanır; diğer mirasçılar, babanızın altsoyu olarak siz ve halanız 3/8’er pay almaya hak kazanırsınız. Sorunuzda büyük babanızın malvarlığı olarak sadece dairenin ½’sinden bahsetmişsiniz. Terekeyi adı geçen dairenin ½’si olarak kabul edersek dağılım şu şekilde olur: üvey büyük anne dairenin 1/8’ini, siz 3/16’sını ve halanız 3/16’sını almaya hak kazanırsınız. Üvey büyük annenizin çocukları bu paylaşımda mirasçı sıfatına haiz değildirler ve herhangi bir pay alamazlar. Bu şekilde ilk paylaşım tamamlanmış olur.( Sizi asıl ilgilendiren paylaşım ilk paylaşımdır.)
İkinci paylaşım ise, 22/2/2008 tarihinde vefat eden, üvey büyük annenizin malvarlığı üzerinden yapılmalıdır. Üvey büyük annenizin mal varlığı: şayet sorunuzda belirtmiş olduğunuz ortak daireden başka bir malvarlığı yoksa, adı geçen dairenin büyük babanızın mirasından kendisine düşen 1/8 ’i + (kendi payı olan dairenin yarısı) ½’si = dairenin 5/8’i dir. Bu paylaşımda sizin ve halanızın mirasçı sıfatı yoktur ve tereke(dairenin 5/8’i) üvey büyük annenizin üç çocuğu arasında eşit olarak, 5/24’er pay olarak paylaştırılır.
13/4/2008
Saygılarımla Av. Ümit GÜVEYİ
34. Sayın Ahmet Bey,
Trampa bildiğiniz üzere, malın başka bir malla değiştirilerek mülkiyetin nakli naklini sağlayan hukuki bir işlemdir. Dava konusu taşınmaz paylı mülkiyete tabi bir maldır. Paylı mülkiyette, tüm pay sahipleri, malı diğer paydaşların haklarına, kullanma ve faydalanmalarına engel olmayacak şekilde kullanma ve yararlanma hakkına sahiptir. Bununla birlikte, pay sahipleri, paylarını tasarruf hakkına sahiptirler. Hatta pay sahibinin borcundan dolayı, payına haciz konulması dahi mümkün bulunmaktadır. Bu kısa bilgilendirmenin ardından tek tek sorularınıza dönecek olursak:
1)İzale-i şuyu davası, paylı mülkiyete konu bir malın paydaşlar arasında anlaşmazlık çıkması sebebiyle, sulh hukuk mahkemesi kanalıyla aynen paylaştırılması mümkünse aynen, bu mümkün değilse, satılarak paraya çevrilmesi suretiyle, paydaşlar arasında payları oranında paylaştırılmasını sağlayan bir davadır. Bu dava paydaşların, payları üzerinde tasarrufta bulunmalarına herhangi bir engel teşkil etmemektedir. Yani üzülerek belirtmeliyim ki, izale-i şuyu davası devam ederken dahi payın takas yada satış yoluyla devri mümkündür..
2)Paylı maliklerin YASAL ÖN ALIM HAKKI BULUNMAKTADIR(MK m.732). Ön alım hakkı malın üçüncü bir kişiye satılması halinde, ön alım hakkına sahip paydaşın satışın kendisine bildirilmesinden, şayet bildirilmemişse, hak sahibinin satışı öğrenmesinden itibaren 3 ay içerisinde ve her halükarda satıştan itibaren 2 yıl içerisinde, ön alım davası yoluyla kullanılır. Ön alım sadece satış yoluyla devirlerde geçerlidir. Malın bağışlama, trampa, cebri icra ile satışı durumunda ön alım hakkı KULLANILAMAYACAKTIR. Olayınızda mal trampa ile devredildiğinden ön alım hakkınızın kullanılması MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu sebeple, ön alım hakkınızın olmadığı devrin size bildirilmesi de gerekmemektedir.
3)Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda, adı geçen trampa geçerlidir ve haksız değildir. Bu sebeple herhangi bir talepte bulunmanız mümkün değildir.
4)Aynı şekilde haksız olmayan trampanın önüne geçmeniz mümkün görünmemektedir.
NOT: Ancak olayınızdaki trampa işlemi muvazaalı ise ( yani aslında taraflar satış suretiyle malı devretmiş olupta , bunu gizlemek amacıyla trampa yaptıklarını göstermişlerse), hukuki açıdan, tarafların gizledikleri işlem olan satış işlemi geçerlidir. Böyle bir durum söz konusu olursa da, pay satış yoluyla devredildiği için, sizin paydaş olarak YASAL ÖN ALIM HAKKINIZ VARLIK KAZANIR.
Sorunuza derinlemesine araştırma yaparaktan bu cevabı vermek durumunda kaldım. Anladığım kadarıyla sizin için manevi değeri de olan bir taşınmazın, maddi imkansızlıklar nedeniyle, başkası tarafından edinilmesi hususu sizi derinden etkilemekte. Maalesef hukuk sistemi sonsuz olasılıkların yer aldığı hayattaki tüm olaylarda hakkaniyeti sağlamakta zaman zaman yetersiz kalıyor. Fırsatçı bir takım insanlar da sistemdeki bu boşluklardan faydalanarak, kendi çıkarlarını maksimize ediyor. Bu gibi durumlarda mağdur olsanız dahi, yanınızda kimsenin olmadığı anlarda başvuracağınız tek yer yine hukuk sistemidir. Hukuk dışı çözümlere başvurmak kişiyi her zaman zarara uğratır. Umarım yardımcı olabilmişimdir.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
35. Sayın Uğur Atar,
TCK m. 276 da bilirkişinin cezai sorumluluğu düzenlenmiştir. Adı geçen suç tanımında “bilirkişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması” cezaya bağlanmıştır. Yani, bilirkişinin beyanının karara olumsuz etkide bulunması şart değildir. Kaldı ki, mahkeme/hakim bilirkişi beyanıyla bağlı değildir. Mahkeme kararında, kararın kesin olup olmadığı, karara karşı kanun yolu açık ise, hangi kanun yolu olduğu ve bunun süresi belirtilmektedir. Ceza hukukunda olağan kanun yoluna başvuru süresi(itiraz ve temyiz için) 7 gündür. Aleyhinize verilen ceza ertelenmiş olduğundan, adı geçen karara karşı kanun yoluna başvurmanız halinde, başvurunuzu inceleyecek olan merci Reformatio in Peius(Aleyhe Bozma Yasağı) ilkesi gereğince, daha ağır bir ceza veremeyecektir. Bu sebeple, adı geçen kararın hukuka aykırı olduğu kanaatinde iseniz kararda belirtilen kanun yoluna süresi içerisinde başvurabilirsiniz.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
36. Sayın Ayşe Hanım,
Sorunuza verdiğiniz bilgiler ışığında cevap vermem mümkün değil.Öncelikle muris kim? Sanırım dedeniz. İkinci olarak; dedenizin çocukları ve onların altsoyları varsa bunlar kim? Hangileri sağ hangileri değil? Sağ olmayanların altsoyları varsa bunlar kim? Tüm bu bilgileri sorunuzda belirtebilirseniz, size sağlıklı bir şekilde yardımcı olmaya çalışacağım.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
37. Sayın Ahmet Bey,
Diğer sorunuz gözümden kaçmış olduğundan, cevapsız bırakmış olduğum için özür dilerim.Ortak maliklerin yasal ön alım hakkı bulunmaktadır.Bu sebeple, bir ortağın payını diğerine devretmesinde her hangi bir engel bulunmamaktadır.Ancak adı geçen, devir takas olarak adlandırılamaz.Şöyle ki takas, karşılıklı borç ve alacakları bulunan iki kişinin alacakları oranında, birbirlerine olan borçlarının karşılıklı olarak sonlandırılması işlemidir.Olayımızda ise bir pay sahibinin payını diğerine devri söz konusudur.
Umarım bilgiler işinize yarar.Başkaca merak ettiğiniz husus olursa yardımcı olmaya çalışırım.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
38. Sayın Şahin Oğuz,
Savcının kararına bir kez itiraz edebileceğinizden ve itiraz merci olan ağır ceza mahkemesinin kararı kesin olduğundan bu hususta bişey yapamazsınız. Devam etmekte olan davanızda, duruşmada hakimden tekiden(tekrardan), taşınmaza ait projenin ibrazı amacıyla belediyeye müzekkere yazılmasını talep edin. Şayet hakim talebinizi redderse veya belediyenin cevabı aynı şekilde olumsuz olursa; sizde bulunan fotokopiyi delil olarak mahkemeye sunun ve belediye çalışanlarının cezai sorumluluğuna gidilmesini talep edip, tüm bu hususlarınızın duruşma tutanağına kaydedilmesini isteyin. Umarım bu şekilde probleminiz çözümlenir.
Başkaca sorunuz olursa yardımcı olmaya çalışırım.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
39. Sayın Ahmet Bey,
Olayınızda terekenin(ev ve arsanın) 1/4‘ü sağ kalan eşe verilir, geri kalan ¾’lük kısmı ise üç çocuk arasında 1/4’er pay olarak paylaştırılır. Paylaşıma konu malın satış dışında fiilen bölünmesi mümkün olmadığından mirasçılar bu maldan payları ölçüsünde yararlanma ve getirilerinden faydalanma hakkına sahiptir. Verdiğiniz bilgiler doğrultusunda sadece tek bir mirasçının(ki bu mirasçı malın ¼’üne sahiptir.)terekenin tüm semeresini sahiplenmesi haksızdır. Bu şekilde elde edilen kazançta haksız bir kazançtır ve hukuki bir dayanağı yoktur. Olayınızdaki asıl ayrıntı, miras paylaşımında her hangi bir sorun olmamasına rağmen, fiilen paylaştırılmamış olan malın semeresinden sadece tek bir mirasçının yararlanması hususudur. Bu durumda haksız kazanç sağlayan mirasçıya karşı sebepsiz zenginleşme davası açılarak, bu güne kadar haksızca, anne ve kardeşten elde ettiği kira bedelinin iadesini sağlayabilirsiniz. Adı geçen dava sonunda, davaya konu kira bedeli iade edilecek ve mirasçılar arasında paylarına uygun olarak paylaştırılacaktır.
Vermiş olduğunuz bilgiler ışığında ve sorunuzu anladığım kadarıyla verebileceğim cevap bundan ibarettir. Umarım yardımcı olur.
Saygılarımla, Av. Ümit Güveyi
40. SORU: Ben kamulaştırmasız el atma tazminatı dosyasında mülk bilirkişisi olarak görev yaptım. Arsa değerinin belirlenmesi konusunda inşaatçılarla birlikte değer belirleyerek mahkemeye sundum. mahkemede bu rapora göre karar verdi bu karar Yargıtay onamasından geçerek kesinleşti ancak daha sonra davalı idare belirlenen değerin yüksek olduğundan bahisle savcılığa suç duyurusunda bulundu Savcılıkta üniversiteden bir heyet oluşturarak hukuk mahkemesinde belirlenen değerin yüksek olduğundan bahisle hakkımızda dava açıldı şu an 765 sayılı TCK 230, 286 ve 290. maddelerine göre yargılanıyorum. vicdani kanaatimize göre belirlediğimiz arsa değerinin yüksek olduğundan bahisle yargılanmamız doğrumudur. Herhangi bir sahte belge söz konusu değildir.
yardımlarınız için şimdiden teşekkürler
Sayın Ertekin, 01/01/2008
Bildiğiniz üzere, bilirkişi raporu muhakemenin neticelenmesinde hakime yardımcı olan önemli delillerden birisidir. Hakimlerin sağlıklı karar verebilmesi, bilirkişi raporlarının objektif olmasına büyük ölçüde bağlıdır. Yasa koyucu, bilirkişilerin objektifliğini sağlamak amacıyla, ceza yasamızda, bilirkişilerin cezai ve maddi sorumluluğunu gerektiren bir takım hükümlere yer vermiştir.
Hakkınızda açılan ceza davasında dayanılan hükümlere sırsıyla değinmek gerekirse:
1) 765 sayılı TCK’ nın 230. maddesi “memuriyeti savsama ve gecikme” suçunu düzenler. Bu maddeye göre; şayet memur görevini yapmazsa yada geciktirirse ortaya çıkan zarardan dolayı, memurun cezai sorumluluğu gündeme gelecektir.Bilirkişi de yaptığı görev sebebiyle
bu hükme tabidir.
2)Aynı yasanın 286. maddesi yalan şahitliği ve yalan yere yemin etme suçunu düzenler. Bu hükme göre, yemin ettirerek dinleme yetkisine sahip bir merci yada memur( mahkeme yada hakim gibi) huzurunda yalan yere yemin eden yada yalan şahitlikte bulunan kimse üç aydan üç yıla kadar cezalandırılır. 290. madde ise, 286. maddenin bilirkişilere de uygulanacağını belirtir.
Savcının iddianamesinde dayanak aldığı 765 s TCK’ nın 230,286 ve 290. maddelerini, 5237 sayılı yeni TCK’ da ki hükümlerle karşılaştırdığımızda eski yasanın(765 s. TCK’nın) lehte olduğu açıktır. Dolayısıyla iddianamede bu bağlamda her hangi bir hata bulunmamaktadır.
5271 s. CMK m. 160 uyarınca, savcı basit şüphe ile soruşturmayı başlatır. Soruşturma süresince toplanan deliller ile suçun işlendiğine dair yeterli şüphe elde edilirse, savcı iddianame düzenler(m.170) ve iddianameyi mahkemeye sunar. Mahkeme, on beş gün içinde iddianamenin kabulüne yada reddine karar verir.
Olayınızda savcı, idare tarafından hakkınızda yapılan şikayet üzerine, soruşturmaya başlamıştır. Soruşturma esnasında, üniversite heyetinin raporu gibi ciddi bir delil elde eden savcı, doğal olarak iddianame düzenlemiştir, mahkeme de bu iddianameyi kabul etmiş ve muhakeme başlamıştır. Bilirkişiler bildiğiniz üzere, belirli bir konuda uzmanlaşmış insanlardır. Bilirkişiler mahkemeye sundukları raporları belirttiğiniz gibi salt “ vicdani kanaate” göre değil; objektif bir takım kıstaslara göre hazırlarlar( KAMULAŞTIRMA DAVALARINDA BİLİRKİŞİ OLARAK GÖREV YAPACAKLARIN NİTELİKLERİ VE ÇALIŞMA ESASLARINA İLİŞKİN YÖNETMELİK m.15,17). Bu sebeplerle, hakkınızda açılan ceza davası, kanaatimce olağandır ve doğal karşılanmalıdır. Kaldı ki yine bildiğiniz üzere, hakkındaki iddialar mahkeme kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu sayılamaz. Muhakemenin amacı, iddianame hakkında karar vermek ve gerçeği açığa çıkarmaktır. Yargılanmak herkesin başına gelebilecek, doğal bir olaydır. Mahkemelerimizin gereken en adil kararı vereceğine tüm kalbimle inanıyorum. Verdiğiniz bilgiler doğrultusunda, sahip olduğum bilgiler ışığında yazabileceklerim bunlardan ibarettir.
NOT:Hukukçu olmayan diğer insanların faydalanması amacıyla, sizin de bildiğiniz bazı bilgiler verilmiştir. Lütfen kusura bakmayın. 01/01/2008
Bilirkişinin cezai sorumluluğu ile ilgili aşağıda yapmış olduğum açıklamalar doğrultusunda, kasıt olmaksızın dosyanın zayi olması durumunda bilirkişi herhangi bir cezai müeyyideye(yaptırıma) maruz kalmayacaktır.Çünkü ilgili suçun “manevi unsuru” eksiktir.
Ancak, bilirkişinin hukuki sorumluluğu söz konusu olabilir. Şöyle ki, adı geçen bilirkişi, kasten olmasa da, kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediği için(taksirle) dosyanın kaybına neden olmuştur.Bu durum yargılamayı aksatmış ve sizin ve davanın diğer tarafının zarara uğramasına sebep olmuştur. Ortaya çıkan bu zararın tazminini talep etme hakkınız mevcuttur. Sanırım sizin “suç duyurusunda bulunmak” tan kastınız bu husustur.
Tazminat talebiniz mahkemece kabul görürse, size sadece ortaya çıkan zararın tazmini imkanı verir. Görülmekte olan davanıza yada sonucuna herhangi bir başka etkisi olmaz.
Kanaatimce davanızın şu aşamasında yapılması gereken şey yeni bir bilirkişi tayin etmektir. Böylelikle mahkeme daha sağlıklı bir karara hükmedebilecektir.
Başka sorularınız olursa her zaman yardımcı olmaya çalışırım. Lütfen çekinmeden sorularınızı yazın. Umarım bu bilgiler faydalı oluştur.
Saygılarımla Ümit GÜVEYİ
42. SORU: Bilirkişinin cezai sorumluluğu hakkında.
Sayın Alper Eralp, 19/06/2007
Sorularınızı sırasıyla ve bilgim dahilinde cevaplamaya başlıyorum.
1) Türk Ceza Kanunu’nun 276. maddesi uyarınca, gerçeğe aykırı görüş bildiren bilirkişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar cezaya hükmolunur.Ancak, bu hükmün somut olaya uygun olup olmadığına, sorunuzdan edindiğim kısıtlı bilgilerle, tam olarak karar vermem mümkün değil. (Şayet, dosyayı kaybettiğini öne sürdüğünüz bilirkişi, bunu kasten gerçekleştirmişse ve ceza yargılaması sonucunda da, bu durumun varlığı doğrultusunda karar verilirse, sözü geçen bilirkişi mahkum olacaktır.)
2) Eğer şikayetiniz sonucunda, mahkeme(ceza mahkemesi) bilirkişiyi suçlu bulursa, bu durum Tüketici Mahkemesi’nde görülmekte olan davanın sonucunu etkiler. Şöyle ki, sizin Tüketici Mahkemesi’nde görülmekte olan davanız, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin kararına karşı yapılan bir itiraz niteliğindedir. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun m.22/5’e göre, “tüketici sorunları hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir.” Yani, sizin tüketici mahkemesinin vereceği karara karşı, herhangi bir olağan kanun yoluna (temyiz gibi) başvurma imkanınız bulunmamaktadır. Ancak, HUMUK m.445/5 ‘te düzenlenen olağan üstü kanun yollarından biri olan ‘Muhakemenin İadesi’ talebinde bulunabilirsiniz. Yargılamanın iadesi talebini, ceza hükmünün kesinleşmesinden itibaren 3 ay içerisinde, davanıza bakan Tüketici Mahkemesi’ne verilecek bir dilekçe ile gerçekleştirilebilir. Tüketici Mahkemesi talebiniz üzere, yeniden yargılama yapacak ve mahkum bilirkişinin beyanına dayalı verilen hatalı kararı iptal edip, yeni bir karar verecektir.
3) Bilirkişi raporu hakimi bağlamayan takdiri bir delildir. Hakim kararını verirken, bilirkişi raporundan faydalanır. Dolayısıyla, hatalı bir bilirkişi raporundan faydalanarak verilen bir hüküm, büyük bir olasılıkla doğru olmayacaktır. Şikayette bulunmamanız ,bu bağlamda dava neticesine etki edecektir.
4) Savcılıktaki şikayetinizde, adı geçen bilirkişinin Tüketici Mahkemesi’ndeki davanızda gerçeğe aykırı bilirkişilik yaptığını iddia edebilirsiniz. Savcılık, şikayetinize uygun suç tipini tespit edecektir. Ancak yine de belirtmek gerekirse, şikayetinizin dayanağı olan suç TCK m. 276 da düzenlenen, “GERÇEĞE AYKIRI BİLİRKİŞİLİK VEYA TERCÜMANLIK” suçudur.
Bilgim dahilinde sorularınıza verebileceğim cevaplar bunlardan ibarettir. Şayet merak
ettiğiniz başka hususlar varsa yada ortaya çıkarsa , tekrardan yardımcı olmaya çalışırım. Umarım açıklamalarım adınıza faydalı olur.
Saygılarımla Ümit GÜVEYİ
43. SORU: Vasiyetname ve miras paylaşımı hakkında.
Sayın Bahar Hanım, 13/06/2007
Medeni Kanun m.202 uyarınca yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma olarak belirlenmiştir. Bunun yanında, kanun evlenen kişilere, evlenme sırasında yada evlenme sonrasında evlilik devam ederken bazı seçimlik mal rejimi tiplerini seçebilme imkanı da tanımıştır. Bu mal rejimleri mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı dır.Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler. (Çok kapsamlı olduğundan dolayı, tüm mal rejimi tiplerini burada tek tek açıklamam mümkün değil.)
İkinci sorunuzda, evlilik birliğinden önce edindiğiniz mal varlığınızın ölüm halinde anne ve babanıza bırakılması hakkında bilgi istemişsiniz. Bu sorunuz miras hukuku kapsamında yer alan bir husustur ve evlilik birliğindeki mal rejimlerinden bağımsız bir konudur.Miras Hukuku’muza göre, miras bırakan(muris) sağlığında, mirasa konu mal varlığı(tereke) üzerinde ‘tasarruf edilebilir kısım miktarında’, ölüme bağlı tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.Ölüme bağlı tasarruf, halk arasında vasiyetname adıyla bilinir. Hukuki terminolojiye göre ise, miras hukukunda ölüme bağlı tasarruf, ya vasiyetname yada miras sözleşmesi ile yapılabilir. Tasarruf edilebilir kısım, saklı paylı mirasçıların saklı payları toplamının dışında kalan tereke miktarıdır.Sorunuza dönecek olursak(mirasçılarınızı eşiniz ve çocuğunuz olarak kabul ediyoruz), şayet eşiniz çocuğunuz ile birlikte mirasçı olursa, eşinizin yasal miras payı ve saklı payı terekenin ¼ kadardır. Çocuğunuzun miras payı terekenin geri kalan ¾ lük kısmıdır.Çocuğunuzun saklı payı ise terekenin 3/8 idir.Bu durumda anne ve babanız yasal olarak mirasçı olamazlar çünkü 1. zümre mirasçısı olarak çocuğunuz(yani alt soyunuz) bulunmaktadır. Ancak siz sağlığınızda, tasarruf edilebilir miktarı aşmamak kaydıyla, yapacağınız bir ölüme bağlı tasarruf ile anne ve babanıza mal bırakabilirsiniz. Eşinizin ve çocuğunuzun saklı payları toplamı ¼ + 3/8 = 5/8 dir. Yani siz, mirasa konu mal varlığınızın 5/8 lik kısmında herhangi bir ölüme bağlı tasarrufta bulunamazsızın; ölüme bağlı tasarrufta bulunarak anne ve babanıza bırakabileceğiniz tasarruf edilebilir kısım terekenin 3/8 idir.
Şayet çocuğunuz olmasa idi(ve de başka bir altsoyunuz(torun gibi) yoksa) ; 1. zümre mirasçı bulunmadığı için eşiniz 2. zümre mirasçılar ile birlikte mirasçı olacaktır. Bu durumda eşinizin yasal miras payı terekenin ½ si olacaktır.Eşinizin saklı payı da terekenin ½ si olacaktır.Bu durumda 2. zümrede yer alan(sağ olmak şartıyla) mirasçılarınız yani anne –baba ve kardeşler de yasal miras payına sahip olacaktır. 2. zümrede son yapılan kanun değişikliği ile kardeşlerin saklı payı kaldırılmıştır. Yani, sadece anne ve babanın saklı payı bulunmaktadır. Siz anne ve babanıza kazandırmada bulunmak istediğiniz için, anne ve babanızın saklı payı tasarrufunuz üzerinde herhangi bir kısıtlamaya sebep olmayacaktır. Tasarruf oranınızı eşinizin ½ oranındaki saklı payı belirlemektedir.Bu durumda tasarruf edilebilir kısım, eşinizin saklı payı(1/2) dışında kalan terekenin ½ si olacaktır. Yani ölüme bağlı tasarruf ile ancak terekenin ½ siz üzerinde tasarrufta bulunma hakkınız bulunmaktadır.
Tabiki sizin ölüme bağlı tasarrufunuzu kısıtlayan bu oranlar saklı paylı mirasçıların saklı paylarının, yapacağınız ölüme bağlı tasarruf ile tecavüze uğraması halinde saklı pay sahiplerinin itirazları sonucu etki edecektir.Şayet saklı pay sahipleri tasarruflarınıza razı olursa herhangi bir sınırlama olmaksızın malvarlığınızın tamamı üzerinde de ölüme bağlı tasarrufta bulunabilirsiniz.
Kapsamlı sorularınıza şimdilik bu kadar cevap vererek yetiniyorum.Şayet öğrenmek istediğiniz başka hususlar ortaya çıkarsa tekrardan yardımcı olmaya çalışırım.Umarım verdiğim bilgiler faydalı olmuştur.
Saygılarımla Ümit GÜVEYİ
44. SORU: Bilgi edinme yasası hakkında.
Sayın Mustafa Urhan, 5/6/2007
4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu'nun amacı ,demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir. Aynı yasanın devam eden 5. maddesine göre, kurum ve kuruluşlar ellerinde bulunan bilgi ve belgeleri talep halinde ilgiliye sunmakla yükümlü tutulmuşlardır.Bilgi verme süresi talep tarihinden itibaren 15 gündür.
Sorunuza dönecek olursak, kanaatimce, bilgi edinmek istediğiniz sınav sonuç listesi, Bilgi Edinme Kanunu'nda sayılan istinalar kapsamında bulunmamaktadır ve bu sebeple talep üzerine İLGİLİ KURUMCA verilmesi gerekli bir bilgi niteliğindedir. 4982 s. yasadan kaynaklanan bu hakkınızı, aynı yasanın 6. maddesinde belirtilen şekil şartlarına uygun olarak( MADDE6 -> Bilgi edinme başvurusu, başvuru sahibinin adı ve soyadı, imzası, oturma yeri veya iş adresini, başvuru sahibi tüzel kişi ise tüzel kişinin unvanı ve adresi ile yetkili kişinin imzasını ve yetki belgesini içeren dilekçe ile istenen bilgi veya belgenin bulunduğu kurum veya kuruluşa yapılır. Bu başvuru, kişinin kimliğinin ve imzasının veya yazının kimden neşet ettiğinin tespitine yarayacak başka bilgilerin yasal olarak belirlenebilir olması kaydıyla elektronik ortamda veya diğer iletişim araçlarıyla da yapılabilir. Dilekçede, istenen bilgi veya belgeler açıkça belirtilir.) ilgili idareden talep edebilirsiniz. Talebinizi yönlendireceğiniz idare, 6. MADDEDE BELİRTİLDİĞİ ÜZERE, TALEP KONUSU BİLGİ VE BELGEYİ ELİNDE BULUNDURAN İDAREDİR. Sınav sonuç listesi TÖMER'de mevcut olduğuna göre talebinizi ,kanaatimce, TÖMER'e yöneltebilirsiniz. Kurum cevabını yazılı olarak yada elektronik ortamda size gönderebilir.
Şayet talebiniz reddedilirse, bunun sebebinin kurumca belirtilmesi gerekir. Ret halinde yargıya başvumadan önce itiraz etme hakkınız da bulunmakta.Umarım başvurunuz sonuç verir ve bu hakkınızı kullanmak zorunda kalmazsınız.Ret halinde, yeniden size itiraz usulü hakkında ayrıntılı bilgi vermeye çalışrım.
Benim sorunuz hakkındaki görüşlerim sınırlı bilgim dahilinde bunlardan ibarettir. Umarım talebiniz sonuç verir ve umarım herkes hak ettiğini alır.
Duyarlılığınızdan dolayı sizi tebrik eder, meslek yaşamınızda başarılar dilerim.
Saygılarımla Ümit GÜVEYİ